Miras bırakanın, ölümünden sonra yapılmasını arzu ettiği hususlar hakkındaki irade açıklaması olan ölüme bağlı tasarruflar, bir hukuki muameledir ve ancak onun ölümünden sonra hüküm ifade eder ve vasiyetname ya da miras sözleşmesi biçiminde yapılır.
İptal davası TMK’nun m.557-559 maddeleri arasında düzenlenmiştir.
TMK m.557 : “Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir.
1-Tasarruf miras bırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,
2-Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,
3-Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırı ise,
4-Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa
Anılan hükümde ölüne bağlı tasarrufun iptali sebepleri sınırlı olarak sıralanmıştır. Bu yazılı sebepler dışında kalan bir nedenle ölüme bağlı tasarruf işlemi iptal edilemez. Örneğin vasiyetnamenin muvazaalı olduğundan ya da saklı payın ihlal edildiğinden bahisle iptali istenemez.
Yasada Sıralı İptal Sebepleri
1-Tasarrufun, Miras Bırakanın Tasarruf Ehliyetinin Bulunmadığı Sırada Yapılmış Olması
Ölüme bağlı tasarruflar için kişinin “tasarruf ehliyeti ’ne sahip olması gerekir. Örneğin vasiyet yapabilmek için kişinin ayırt etme gücüne sahip ve on beş yaşının doldurmuş olması gerekir (TMK m.502)
Miras bırakanın vasiyetnamesinde, ekli ehil olduğuna ilişkin rapor var olduğunda bunun aksini ispat, iddia eden davacıya düşer. Rapor aksi sabit oluncaya kadar ehliyetine varlığına kanıt oluşturur.
Vasiyette bulunmak hakkı kişiye sıkı sıkı bağlıdır ve kişi bu hakkını bizzat kullanmak zorundadır. Bu konuda vekâlet, vesayet gibi nedenlerle temsilcilik geçerli değildir. Başka bir deyişle, veli, vasi, veya vekil aracılığıyla vasiyet yapılamaz.
Ayırt etme gücü ve vasiyet ehliyeti, karine olarak var sayılır. Ancak akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebebiyle hacir altında bulunan mahcurun ölüme bağlı tasarruf yapmış olması halinde, bu karine ve ispat yükü yer değiştirir ve yalnız bu hallerde vasiyetçinin temyiz kudretinin bulunduğunun ispatı gerekir. eş deyişle akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebebiyle mahcur bulunmak hali, temyiz kudretini ve vasiyet ehliyetinin muhakkak suretle bertaraf eden bir sebep teşkil etmez, bunlarda mümeyyiz olmak kaydıyla vasiyetname yapabilirler.
Ayırt etme gücü TMK mad.13’de tanımlanmıştır.
MADDE 13.- Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.
MADDE 15.- Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.
Yargıtay 3. HD’inin 17.09.2013-10562/12799 sayılı kararı; Dava vasiyetnamenin iptali (TMK m.557) istemine dair olup, iptal sebeplerinden biri olarak murisin vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı ileri sürülmüştür. Bu durumda mahkemece, vasiyet yapıldığı tarihte murisin tasarruf ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda, murisin sağlığına dair tüm bilgi ve belgeler toplanarak, vasiyetnamenin tanziminde alınan rapor eklenerek, Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Yargıtay 3. HD’nin 22.06.2009-7669/10711 sayılı kararı; Hukuki ehliyet durumunun doktor raporu ile kanıtlanması esas olup, tanık beyanları bu durumun saptanmasında nazara alınabilecek birer veridir. Bu nedenle mahkemece davacı taraftan murisin vasiyetname tarihindeki sağlık durumunu gösterir hastane kayıt, reçete, rapor, sağlık karnesi vs. gibi deliller resen sorulup istenmeli, vasiyetname tanziminde esas alınan rapor eklenerek Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Yargıtay 3. HD. 12.03.2007 2204/3809; İptal edilmediği sürece, ehliyetsiz kişinin yaptığı vasiyetname geçerlidir. Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmaz. Mirasçılar vasiyetname geçersiz de olsa; miras bırakanın son arzusuna saygı duyup, vasiyetnameye geçerlik tanıyabileceklerinden, dava açılıp iptal hükmü alınmadıkça, bu vasiyetnameler geçerliliklerini korurlar.
2-Tasarrufun Yanılma, Aldatma, Korkutma veya Zorlama Sonucunda Yapılması
Sayılan bu olgular murisin iradesinin bozulmasına yol açar.
Yanılma (hata) , murisin gerçek iradesi ile onun açıklaması arasındaki uygunsuzluktur. Ya da murisin iradesi ile beyanı arasında istenmeden yaratılan uyumsuzluktur. Örneğin; vasiyette taşınmazların değerlerinin farklı olmasına rağmen, murisin aynı değerde olduğu düşüncesiyle mirasçısı olan her iki kızına yaptığı vasiyette yanıldığı ileri sürülerek, iptali istenebilir.
Ölüme bağlı tasarrufun yanılma nedeniyle iptal olunabilmesi için yanılmanın “esaslı” olması şart değildir. Saik hatası da iptal için yeterlidir. Örneğin vasiyetçi A yerine yanılarak B’yi vasiyetiyle mirasçı olarak atamış olabilir. Ya da ABD’de torununun üniversite okuduğunu sanarak öğrenimini tamamlaması için 50.000 TL vasiyet etmiştir. Oysa yeğeni üniversitede temizlik görevlisidir. Bu durumda vasiyet eden bilgi yanılgısına düşmüş, saikte hata etmiştir.
Ölüme bağlı tasarruflarda, hatanın tespit ve ispatı gayet güçtür, çünkü hatayı yapan muris ölmüştür. Burada hâkim, ileri sürülen delilleri nazara alarak, murisin hakiki iradesini anlamaya ya da tespite çalışacaktır. Bu konuda, vasiyetname dışındaki diğer delillerden, bilhassa murisin mektup ve notlarından da faydalanılabilir.
Aldatma(hile) ; murisin gerçeği bilmesi halinde iradesini açıklamaktan kaçınacağı muhakkak olan durumda aldatma (hile) söz konusudur.
Korkutma (tehdit) ; Bir kimsenin kendisinin veya yakınlarından birinin can bütünlüğüne hemen yapılması muhtemel bir zarar verileceği şeklinde iradesinin etkilenmesidir. Muris, mirasçı, ya da üçüncü kişinin korkutması sonucu, ölüme bağlı tasarruf yapmak zorunda bırakılmıştır.
Miras bırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak miras bırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır (TMK m 504/1)
Zorlama (cebir): Kişinin maddi( fiziksel) olarak tazyik edilmesi, zorlanmasıdır.
Miras bırakan anılan süre içerisinde tasarrufundan dönmeyip, düzeltme yapmadan ölmüşse, ölümden sonra mirasla ilgili menfaat sahibi kişilerin iptal davası açma hakları yoktur. Bu durumda ölüme bağlı tasarruf geçerli sayılır. Ancak miras bırakan, aldanma veya aldatılmayı öğrenemeden ya da korkutma ve zorlamanın etkisinden kurtulamadan yahut bu bir yıllık süre geçmeden ölmüşse, bu takdirde mirasla ilgili menfaati olanlar ölümden sonra söz konusu ölüme bağlı tasarrufun iptalini isteyebilirler.
3-Tasarrufun İçeriği, Bağlandığı Koşullar veya Yüklemelerin Hukuka ve Ahlaka Aykırı Olması
Koşul ve yüklemeler hukuksal nitelikleri itibariyle birbirinden farklıdır. Şart halinde, muamelenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşmesi şüpheli gelecekteki bir hadiseye bağlanmaktadır. Mükellefiyet ise; lehine teberru yapılan şahsa bir vazife yükletilmesidir.
TMK mad.515’e göre; “Miras bırakan, ölüme bağlı tasarruflarını koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul veya yüklemenin yerine getirilmesini isteyebilir.
Hukuka ve ahlaka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.
Anlamsız veya yalnız başkalarını rahatsız edici nitelikte olan koşullar ve yüklemeler yok sayılır”.
Vasiyetnamedeki yükümlülük yerine getirilmediği takdirde, söz konusu edilecek dava TMK 557’de yer alan vasiyetnamenin iptali davası değildir. Bu durumda yükümlülükten yararlanacak olan ilgililerin TMK mad. 515/1 uyarınca yükümlülüğün aynen yerine getirilmesini istemek hakları vardır.
Görevli mahkeme : Asliye Hukuk Mahkemesi HMK m.2 uyarınca görevlidir.
Yetkili mahkeme : Ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin davada HMK m.11/1, a uyarınca ölen kimsenin(miras bırakanın) son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir. (TMK. M.576/2)
Davacı: TMK: 558/1 : “İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir.”
Vasiyet alacaklısı, ölüme bağlı tasarrufla miras bırakanın bir malının verilmesini arzuladığı kişidir.
Dava hakkı yalnızca saklı pay sahibi olan mirasçılara ait değildir.
Miras bırakanın ya da mirasçılarının alacaklı veya borçluları, iptal davası açamazlar.
Ölüme bağlı tasarrufun(örneğin vasiyetnamenin) iptali davasını mirasçıların birlikte açma zorunluluğu yoktur. Yani davacılar arasında mecburi dava arkadaşlığı söz konusu değildir.
Davalı : Miras bırakanın yaptığı ölüme bağlı tasarruftan miras yönüyle yarar sağlayan kişiler. (yasal ve atanmış mirasçılar, yararına belirli mal vasiyet olunanlar, mirastan yoksun bırakılma ya da feragat nedeniyle yarar sağlayanlar) davalı olabilirler.
Vasiyetnamenin iptali davasında davalılar arasında “mecburi dava arkadaşlığı” bulunmaktadır.
Dava Konusu ve İspat
TMK mad.558/2,3 : Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir.
İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir.”
Dava konusu iptal, olmadığı takdirde tenkis şeklinde ileri sürülebilir. Bu durum terditli değil, kademeli bir istemin varlığını oluşturur. Böylesi kademeli davada önce iptale ilişkin istek incelenir, iddia sabit olursa, vasiyetname iptal olunur.(TMK. M. 557) Bu iddia sabit olmazsa, yargılamada tenkis koşulları çerçevesinde kanıtlar toplanıp değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilir. Yoksa iptal davası reddedilip, tenkis davası tefrik edilmek suretiyle bir karar verilemez. Yargıtay’da bu türlü bir uygulamanın davayı uzatacağı ve dava ekonomisine aykırılık oluşturacağını ifade etmiştir. (3. HD.23.02.2010-16930/2852)
İptal davasında ispat yükü davacıdadır. Hâkim taraflarca ileri sürülmemiş bir iptal sebebini resen göz önünde tutmak suretiyle iptale karar veremez.
Hak Düşürücü Süreler
Ölüme bağlı tasarrufun iptali ancak, tasarrufta bulunanın yani miras bırakanın ölümünden sonra istenebilir. Vasiyetçi hayatta olduğu sürece, mirasçılar vasiyetnamenin iptali için dava açamazlar. (2. HD 12.03.2007-2204/3809)
Ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin davanın açılmasında bir ve on yıl, yirmi yıl olarak üç süre öngörülmüştür.
TMK mad.559: “İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.
Hükümsüzlük def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. “
İyiniyetli davalılar için öngörülmüş on yıllık süre, vasiyetnamenin açılması tarihinden itibaren işlemeye başlar. Vasiyetnamenin açılması, sulh hukuk hâkimi tarafından mirasçıların huzurunda okunmasıdır. Daha sonra ortaya çıkarsa süre o zamandan başlar. Miras sözleşmesinde ise, açılma söz konusu olmadığından, sürenin miras bırakanın ölümünden (mirasın açılmasından) işleyeceği kabul edilir.
Yirmi yıllık süre ise, iyiniyetli olmayan kötü niyetli davalılar için öngörülmüştür. İptal sebebini bilen veya bilmesi gereken kişi kötü niyetlidir. Örneğin murisin akıl hastası olduğunu bilen ve kendisine ölüme bağlı tasarrufla mal kalan ve maldan yararlanan davalı mirasçı kötü niyetlidir. Ancak davalı kötü niyetli olsa da davacının öğrenmesi söz konusu ise, davanın bir yıl içinde açılması gerekir.
Maddenin son fıkrasında, süre yönüyle dava açma hakkının düştüğüne ilişkin savunma def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. Böyle bir durumda iptal davası açmaya gerek yoktur. Örneğin kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kişi, söz konusu malın kendisine teslim edilmesi için mirasçılara karşı dava açmışsa, bu davada mirasçılar def’i şeklinde vasiyetin iptal nedenlerini her zaman ileri sürebilirler.
Bu nedenle aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, mirasçılar hakkında açılacak davada, şekil eksikliği, ehliyetsizlik, irade sakatlığı, ahlak ve kanuna aykırılık sebeplerine dayanılarak, ölüme bağlı tasarrufun geçersizliği ileri sürülüp, davanın sonuçlarından kurtulmak mümkündür. Bu hüküm, mirasçıları koruma amacına yöneliktir.
Ne var ki def’i, her zaman ölüme bağlı tasarrufun tamamının iptalini gerektirmez. Söz gelimi, ölüme bağlı tasarruf birden çok bölümlü olup da, bunlardan birinin kanuna aykırılığı gerçekleştiği takdirde, yalnız o kısım geçersiz olup, geriye kalan kısmı ise geçerliliğini sürdürür.
Çift istekli(iptal, olmazsa tenkis gibi) dava açılmışsa, her bir davanın tabi bulunduğu süre yönüyle değerlendirilmesi gerekir. Tenkis davasında da bu süre, TMK. M.571’de öngörülmüştür.
TMK mad.571 : Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer.
Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar.
Tenkis iddiası, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. “
İptal Kararının Etkisi
İptal kararı ölüme bağlı tasarrufun tamamını ya da bir bölümünü ortadan kaldırabilir.
TMK 558/3’te hangi halde tasarrufun tamamının değil, yalnız kazandırmanın iptal edileceği açıklanmıştır.
TMK. M. 558/3: İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir. “
İptal kararı bozucu yenilik doğurucu olup, hükümle, ölüme bağlı tasarruf ortadan kalkar, karar geriye yürür. Ancak vasiyet gereğince mallar karşı tarafın eline geçmişse, iptal kararına dayanılarak icra kovuşturması yapılıp geri alma imkânı yoktur. Bu durumda istihkak davası açılması zorunludur.
Ehliyetsizlik ya da ölüme bağlı tasarrufun bütünü üzerinde şekil eksikliği nedeniyle iptal kararı verilmişse, tasarrufun tümü ortadan kalkar. Ancak şekil noksanlığının sadece bir veya birkaç tasarrufa ilişkin olması halinde, vasiyetnamenin değil fakat içindeki şekil noksanı bulunan tasarruf veya tasarruflar iptal olur. Örneğin resmi vasiyetnamenin tanzimine iştirak eden şahıs lehine ölüme bağlı teberru yapılmış olması halinde yalnız bu teberru iptal olunur.
Tartışmalı olmakla birlikte iptal kararı yalnız davanın taraflarını bağlar. İBK 07.12.1955-16/25 s. kararı da bu şekildedir. Başka bir deyişle; yalnız iptal davası açmış olanlar verilen hükümden yararlanacaklardır. Bu durumda kendilerine karşı iptal davası açılmamış olan öteki şahıslar ise, ölüme bağlı tasarruf içeriğindeki hükümlerden yararlanmaya devam edeceklerdir.
İptal ile ortadan kalkan ölüme bağlı tasarruf yerine, başka bir ölüme bağlı tasarruf geçebilir. Örneğin yeni tarihli vasiyetname iptal edilmişse, eski tarihli vasiyetname onun yerine geçebilir.
